10 Ocak 2015 Cumartesi



                                                    ÖNSÖZ


                                       Bismillahirrahmanirrahim.


     Elhamdülillahirabbil alemin. Vessalâtü Vesselamu ala Seyyidine Muhammedin ve ale elihi ve ashabihi ecmain.
            Bu küçük kitabı yazmaya bizi sevk eden sebepler:
1. Bid’at konusunun dinimizde çok önemli bir yere sahip olması ve bid’atler devrinde yaşadığımız şu günlerde bu konunun net olarak anlaşılamaması.
2. Bid’ati insanımıza anlatması ve öğretmesi gereken özellikle televizyonlarda çıkan bazı hocaların yaptıkları açıklamalardan da anlaşıldığı üzere bid’at konusunda yeterli, doğru ve net bir bilgiye sahip olmamaları. Onlardan pek çoğunun bid’at bile olduğu şüpheli pek çok şeye bid’at demeleri amma, insanı dinden çıkaran ve kişinin kıldığı namazları, tuttuğu oruçları, yaptığı haccı ve diğer ibadetlerini yok eden asıl bid’atlerden ise hiç bahsetmemeleri.
3. Bid’at ile ilgili yazılmış bazı kitapları incelediğimizde aynı fikir karışıklığının onlarda da olması, hatta bu kitapların fikir karışıklığının artmasına katkıda bulunmaları.
4. Bid’at konusunda net ölçülerin ortaya konmasına ve konunun net olarak bilinmesine olan toplumumuzdaki ihtiyaç.
5. Günümüzde peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’ın haber verdiği kötü alimlerin çıkmış olması ve bid’atlara revaç vermeleri ve Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselam’in bid’atların böyle revaç bulduğu zamanda alimlerin ilimlerini ortaya koymalarına olan emri.
6. Bid’atların izalesi için gayret edenlere büyük müjdeler verilmesi.
7. Müslümanlara olan şefkatimizdir. Çünkü peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki camilerde binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde haza mümin (bir tek imanlı kişi) bulunmayacak” Hz. İbn-i Ömer. Ramuz El Ehadis 301/5
Allah-u alem o günleri yaşamakta olduğumuzu hissetmemiz ve bu namaz kılan insanları farkında olmadan imandan çıkaran şeyin bu bid’at meselesi olduğunu fark etmemiz.
İşte bu gibi sebeplerden dolayı bu küçük kitabı yazmaya koyulduk. Rabbim bu hakikatleri anlayıp neşretmeyi nasip ettiği gibi bütün mümin ve müslüman kardeşlerimizin de istifade etmelerini nasip etsin. Amin.
Kitabın sonunda namaz ile ilgili latif bir nükte yazılacaktır.                                                    
                                                                      
                                                                                     Selahattin ALTINTAŞ
                                                                      
       

                                
                                      BİD’AT KONUSUNA GİRİŞ

Bid’at, tarihsel süreç içinde alem-i islam içinde en önemli tartışma konularından birisi olmuştur. Bunun pek çok sebebi vardır. Bunlardan birincisi bid’at’in kendi arasında pek çok çeşidinin olmasındandır. Bid’atler önce kendi arasında iki ana guruba ayrılır:
1. İtikada ait bid’atler, 2. Amele ait bid’atler.
Bu iki ana gurup ta kendi arasında guruplara ayrılmaktadır. Bunlardan bazıları kişinin dinden çıkmasına sebep olurken, bazıları kişinin namaz oruç, hac gibi bütün ibadetlerinin kabul olmasına mani olmaktadır. Bunun yanında bid’at bile denmeyen amma bid’at dense bile güzel bid’at manasında “bid’at-ı hasene” denen bid’atler de vardır.
Dolayısıyla ortaya çıkan yeni bir şeyin hangi gurup bid’ate girdiği, hatta bid’at olup olmadığı konusunda ihtilaflar çıkmıştır. Ayrı ayrı alimlerden bu konuda farklı farklı açıklamalar gelmiş, bu farklılık yazılan kitaplara da yansımıştır.
Günümüzde ise tam bir kargaşa ve fikir karışıklığı mevcuttur. Farklı alimler farklı şeylere bid’at demekte ve bu konuda tam bir fikir birliği sağlanamamaktadır.
İşte bu kitabımız ile bu fikir karışıklığını gidermeyi en azından ana hatları ile bid’atlerin neler olduğunu ortaya koymayı hedefliyoruz. Kitabımızda nelerin bid’at olup nelerin bid’at olmadığını sıralamak yerine yeni ortaya çıkan bir şeyin bid’at olup olmadığını anlamak için ölçü vermeyi tercih edeceğiz.


                                  BİD’AT NEDİR?

Bid’atin tarifi konusunda daha önceki bazı alimlerin ne dediklerine bakalım.

İbn el-Esîr’e göre bid’at; dinde inanç, ibadet, hüküm ya da kanun açısından, önceden bir benzeri geçmeyecek şekilde ortaya atılan iştir.
Sünnetin içermediği, kısacası dinin espirisine, maksat ve amaçlarına aykırı olan her şey bid’attır.
Curcânî’de biraz daha değişik bir biçimde görmekteyiz: Sünnete aykırı bir davranış olan bid’at, sahabe ve tâbiûnun yapmadığı ve şer’î bir delilin de gerektirmediği, sonradan ortaya atılan bir iştir.
Bid’at, Ebû Saîd el- Hâdimî’ye göre, Rasûlullah’ın döneminde olmayıpta sonradan ortaya atılanlardır.
Âlimlerin, bid’at kavramına ve onun delâlet ettiği kapsama bakış açılarının farklı olmasındandır ki, tanımlar çeşitlilik göstermektedir. Kimileri onun kapsamını geniş tutmuş, hatta sonradan çıkan her şeyi bid’at saymışlar; kimileri de kapsamı dar tutmuşlardır.
Bid’atı geniş kapsamlı olarak kabul eden âlimler, Hz. Peygamber’in bid’atı reddeden hadisleriyle, bu dönemde günlük yaşama girmesi zorunlu bulunan yenilikleri bağdaştırmanın tek yolu olarak, bid’atı, yapılmasında sakınca bulunmayan iyi bid’at ile yapılması yasaklanan kötü bid’at olarak ayırmayı uygun bulmuşlardır.
Dar kapsamlı tanımlayanlara göre ise, dinle ilgisi olmayan ve dini mahiyeti de bulunmayan şeyler bid’at sayılmaz. Bu bakımdan, örf ve âdet türünden olan davranışlar, bid’at kavramının dışında kalır.
Bid’atın kapsamının dini konularla sınırlı olduğu hususunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir. Bu nedenle inanç ve ibadet hayatının dışında kalan yenilikler, bid’at kavramının kapsamına girmez.
Mesela: Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bir yerden bir yere deve ile giderdi. Şimdi araba veya uçak ile gitmek bid’at olmaz.
Bid’at, dinden olmayan bir şeyi ortaya atıp, onu, kulu Allah’a yaklaştıran bir uygulama gibi, dinin bir parçası haline getirmektir. Ortaya atılan bir şey, eğer dinin bir parçası durumuna getirilmez, dini bir uygulama olarak kabul edilmezse, insanı dalâlete götüren merdûd bid’at kategorisinde değerlendirilemez.

Bid’at ile ilgili bu güne kadar  bu tarz pek çok farlı tarifler ve izahlar müçtehidler ve büyük alimlerimiz tarafından yapılmıştır. Bu tariflere göre ortak ve kısa bir tarif yapacak olursak bid’ati şöyle tarif edebiliriz:
Bid’at: Dinde olmayan, kitap ve sünnete uymayan ve dine sonradan sokulan şeylerdir.
Cenab-ı Hak Maide Suresi 3.ayetinde şöyle buyurmuştur:
Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm'dan razı oldum.
Dolayısyla dinimiz kemâlini bulduğundan, yani onda bir eksiklik veya bir fazlalık olmadığından yeni ekleme veya çıkartmalara ihtiyacı yoktur. Buna rağmen dinimizde mevcut olan bazı şeyleri güya beğenmeyip kaldırmak yada güya eksik görüp tamamlamak için ona yeni birşeyler eklemek bid’attır. Bu eksiltme veya eklemeye bid’at denmiştir ki şiddetle bu hareketler reddedilmiştir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’dan bu konuda pek çok hadisler nakledilmiştir.
İşte birkaç örnek:
“Bid'atlerden sakının. Zira her bid’at dalalettir. Ve her dalalette ateştedir” İbn-i Asakir
“Her yeni şey bid’attir, her bid’at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir” Lalekai Şerhu usulu’s sünne:1.c.84.s
”Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun” Hz. Muaz (r.a.) Ramuz El Ehadis 54/9

“Bir bid'at sahibi öldüğünde islâmda bir fetih vuku bulmuş gibi olur” Hz. Enes (r.a.) Ramuz El Ehadis 62/14

“Allahü teâlâ, bid'at ehlinin ne duasını ne zekatını ne haccını, ne namazını, ne de sadakasını kabul eder, yağdan kıl çıkar gibi dinden çıkar” Deylemi

“Kim de bir bid'at icat ederek onunla amel edilmesine sebep olursa, o bid'at ile amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiçbir şey eksiltmeden onların günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır." (İbn Mâce, Mukaddime, 15)

 “Allah, bid'at sahibinin amelini, bid'atini bırakıncaya kadar kabul etmez.” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 6/5

“Bir kimse ümmetime hiyanet ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hiyanet nedir?" Buyurdu ki: "İnsanlara bid’at icad etmek ve onunla amel etmektir.” Hz. Enes (r.a.) Ramuz El Ehadis 431/10

“Bir kimse ümmetime, ya bir sünnet ifası veya bid'atın izalesi için bir hadis ulaştırırsa onun makamı Cennettir” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 398/13

“İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur, ibadete çalışırlar ve ehli bid'atle de meşgul olurlar. Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi olacaklardır” Hz. İbni Mes'ud (r.a) Ramuz El Ehadis 504/3

“Bid'at ehli, Cehennem ehlinin köpekleridir” Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Ramuz el Ehadis 155/4

“Bid'atler yayıldığı ve bu ümmetin sonra gelenleri öncekilere lanet ettiği zaman, kendinde ilim olanlar onu yaysın. Zira böyle zamanda ilmini gizleyen kimse, Allah'ın Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm 'a indirdiğini gizleyen kimse gibidir” Hz. Muaz (r.a.) amuz El Ehadis 54/8

“Bir kimse bid’at sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa, Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm’a indirileni istihfaf etmiş olur” Hz. İbni Ömer (r.a) Ramuz El Ehadis 406/11

“Bir kimse bir sahibi bid'atı ağırlarsa İslamın yıkılmasına yardım etmiş olur” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz el Ehadis 446/7

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde hâzâ mümin (bir tek imanı olan) bulunmayacak” Hz. İbni Ömer. Ramuz El Ehadis 301/5

Evet, Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’in bid’at ile ilgili yukarıda yazdığımız hadislerinden de anlaşılacağı üzere bid’at konusu her bir müslümanı ilgilendiren ve “Beni ilgilendirmez, bilmesem de olur” diyebileceği bir konu değildir. Özellikle hemen her şeyin bid’at olduğu günümüzde namazlarımızın, oruçlarımızın, nice zahmetlerle yaptığımız haccın ve diğer ibadetlerimizin silinip gitmemesi ve ahretimizin de tehlikeye düşmemesi için bid’at konusunu çok iyi bilmemiz gerekmektedir.
İşte bu kitapçık bunun için yazılmıştır. Çünkü peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur:
“Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun” Hz. Muaz (r.a.) Ramuz El Ehadis 54/9

Ayrıca peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle bir müjde de vermiştir:
“Bir kimse ümmetime, ya bir sünnet ifası veya bid'atın izalesi için bir hadis ulaştırırsa onun makamı Cennettir” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 398/13

Cenab-ı Hak bizlere bu müjdeye nail olabilmeyi nasip etsin.
Mademki bid’atların yaygın olduğu zaman ilmi ortaya koymak ve insanları ona karşı uyarmak bir emr-i peygamberidir. Ve bunu yapanlara büyük müjdeler vardır. O zaman bu emre uymak ve bu müjdelere nail olabilmek için elimizden geleni yapmalıyız.
Belki günümüzde insanlık tarihinde bu güne kadar olmamış şekilde bid’atler yaşanmaktadır. Bu bid’atleri fark edip müslümanlara anlatması gereken önde gelen, özellikle televizyonlarda çıkan bazı hocaların asıl bid’atlerden hiç bahsetmedikleri görülmektedir. Günümüzde çok meşhur olan hocaların bir kısmı hoperlo ile ezan okumak bid’at, hoperlo ile namaz kıldırmak bid’at, namazdan önce üç ihlas okumak bid’at, camide musafahalaşmak bid’at demekte; bazı hocalarımız minare bid’at, mevlid okumak bid’at, tespih çekmek bid’at, minber bid’at demekte; bazıları namaza dil ile niyet etmek bid’at, sigara bid’at, düğün davetine gitmemek bid’at demektedirler. Ve buna benzer pek çok şeye bid’at deyip asıl bid’atlerden hiç bahsetmemektedirler. Bu konu ile ilgili yazılmış pek çok kitabı da incelediğimizde aynı şeyleri görmekteyiz. O kitaplarda da yukarıda bahsettiğimiz şeylere ve benzerlerine bid’at denmektedir. İleride bahsedeceğimiz üzere insanı dinden çıkaran, namazını orucunu ve diğer bütün ibadetlerini sildiren bid’atlerden bahseden nerede ise hiç yoktur.
İnsanlara bu hassas konuyu anlatacak bazı alimlerin ve toplumu bu konuda aydınlatmak için yazılmış olan kitapların genel olarak durumu bu olunca ister istemez toplumda bu konu hakkında kafalar karışmış ve neyin bid’at olduğu ve neyin bid’at olmadığı bilinemez hale gelmiştir. Hatta birinin bid’at dediğine bir diğeri “o bid’at değildir” demiş. Diğerinin “bid’at değildir” dediğine diğeri “bid’attir” demiştir. Elbette bu konunun net bir şekilde ortaya konamaması, alimlerin de genel olarak kendi aralarında bu konuda ittifak edememelerinin neticesinde bu günkü karışık vaziyet ortaya çıkmıştır. Toplum tarafından yakinen tanınan bazı alimler yukarıda yazdığımız gibi pek çok şeylere bid’at derken asıl müslümanı dinden çıkaran veya namazını orucunu ve bütün ibadetlerini iptal ettiren bid’atlerden nerede ise hiç bahsetmemişlerdir.
İşte bu kitabımızda bu fikir karışıklığını gidermek, asıl bid’atlerin ne olduklarını ortaya koymak hedefimiz olacaktır. Kişiyi dinden çıkaran, kıldığı namazları, tuttuğu oruçları, yaptığı haccı ve diğer bütün ibadetlerini yok eden bid’atlerin neler olduklarını örnekleri ile ortaya koyup daha sonra da kişinin diğer karşılaştığı yeni şeylerin bid’at olup olmadıklarını anlaması için ölçüler verilecektir.

Şimdi bid’atin yeniden tarifini yaparak konuya girelim.

Bid’at: dinde mevcut olan bir şeyi kaldırmak veya değiştirmek ve yerine yeni bir şey koymaktır. Konan o yeni şey bid’attir. Onu koyana da ehl-i bid’at denir. Eğer bir kişi o yeni konan bid’ati beğenir ve onunla bilerek ve isteyerek amel ederse o da ehl-i bid’at olur.
Ancak burada bir parantez açmamız gerekmektedir. Zira dinimizde mevcut olan şeylerin mertebeleri vardır. Dinimizde olan şeylerin bir kısmı farz, bir kısmı vacip ve bir kısmı da sünnettir. Dolayısıyla kaldırılıp veya değiştirilip yerine yeni konan şeye göre bid’atin kötülükteki mertebesi de değişmektedir. Belki de bid’at konusunun anlaşılamamasının ve bu konuda fikirlerin karışmasının bir sebebi de budur. Çünkü bazı bid’atler kişiyi dinden çıkarıp namazını orucunu ve diğer ibadetlerini ibtal ederken bir kısmı sevaptan mahrum kalmaya sebeptir. Hatta bid’at denen nice şeyler vardır ki aslında onlar bid’at te değildirler. Bu yüzden bazı alimler bid’ati “Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlardır.
Hz. Ömer (r.a), Mescid-i Nebevi'de teravih namazını cemaatle kılanları görünce, "Bu ne güzel bir bid'attır" diyerek teşvik etmiş ve bid'at-ı haseneyi belirtmiştir.( o güne kadar teravih namazı cemaat ile kılınmıyordu) (Buhârî, Teravih, 1)

Şimdi dinimizde olan şeylere kısaca bir göz atalım.
Dinimizde farzlar ve haramlar vardır. Bunlar dinimizin esaslarını teşkil ederler. Muhkemattırlar ve değiştirilemezler. Bütün müçtehidler bu konuda ittifak halindedirler. Ayrıca vacipler ve sünnetler vardır. Sünnetler de iki kısımdır.
      1. İbadete taalluk eden ve nafile olarak tabir edilen sünnetler. Ayrıca bu sünnetlerin içinde şeair olan sünnetler de vardır.
      2. İbadete taalluk etmeyen ve fıtri ahval ve içtimai hayata ait sünnetler. Bunlara adap ta denir. Yemek içmek, yatıp kalkmak, diğer insanlarla olan ilişkiler gibi.
Mesela: Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm yer sofrasında ve eli ile yemek yerdi. Bu adaba ait bir sünnettir. Kişi eğer bu sünnete uyarsa adabını ibadete çevirmiş ve sünnetten hissesini artırmış ve sevap kazanmış olur. Ancak bir kişi kaşık ile ve masada yemek yerse bu kişi sünnete muhalefet etmiş ve bid’at işlemiş olmaz. Zira sünnetin adab kısmına uyulmadığı zaman buna bid’at denmez. Ancak bu kişi bu sünneti yerine getirmediği için bu sevaptan mahrum kalır.
Bu konuda şöyle denmiştir:
Âdab tabir edilen fıtri ahvale ait  bid'at, sevap beklenilmeden, dünyevi ihtiyaçtan kaynaklanan şeyleri yapmaktı . Âdette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz. Âdette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin Aleyhissalâtu Vesselâm mısırdan bir papazın gönderdiği ayakkabıyı ve Rum diyarından gelen cübbeyi giydiği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Tirmizi)
Ancak burada belirtmek gerekir ki ehl-i kitaba ve diğer kâfirlere mahsus şiar olan kıyafetleri giymek bid’attir. Ayrıca kişi onlara benzemek için onların giydiği kıyafetlerden  giyerse o da onlardan olur.

Fen ve fen bilgileri dinde bid'at değildir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil, fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor. (Mevduat-ül-ulum)

Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere bid’atin pek çok çeşitleri vardır ve kötülükte de dereceleri farklı farklıdır. Dolayısıyla hangi hareketler bid’ata dahildir, hangileri kişiyi sevaptan mahrum bırakır, hangileri bi’dat değildir veya hangileri kişinin namazının orucunun, haccının, zekatının kabul olmasına manidir,  ayırmak gerekir. Bu konuda farklı fikirler ve farklı yorumlar ortaya konmuştur. Bu yüzden bid’at konusu net bir şekilde anlaşılamamıştır. Bu konu bu kadar geniş ve çok farklı boyutlara sahip olduğundan her bir hareketin bid’at olup olmadığını ortaya koymak elbette mümkün olmayacaktır. Ancak en azından ana hatları ile ve herkesin bilmesi gereken kısmını ortaya koymak mümkündür.

ÖYLEYSE KİŞİNİN NAMAZINI ORUCUNU, HACCINI VE DİĞER İBADETLERİNİ YOK EDEN VE DİNDEN ÇIKMASINA SEBEP OLAN BİD’ATLER HANGİLERİDİR?

Bunlar Bid’at-ı seyyie olanlardır.
Kötü bid’at; Dinimizde farz veya vacip olan bir şeyin değiştirilmesine veya kaldırılıp onun yerine başka bir şeyin getirilmesine ve tatbik edilmesine denir.
Ayrıca İbadete taalluk eden veya şeair olan sünnetlerin de değiştirilmeleri veya kaldırılıp yerlerine başka şeylerin getirilmesi bid’attir.

Mesela; Mirasın dinimizde nasıl dağıtılacağı ayet ile sabittir. Mirasta annenin babanın payları vardır. Kadının veya kocanın payları, erkek ve kız kardeşlerin payları ayet ile tespit edilmiştir. Mesela, Nisa Suresi 7. Ayetinde Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir”
Nisa Suresi 11.
“Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur…..ila ahiril ayet.”

“İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder, Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır” Nisa / 13-14

İşte bu ayet ile sabit Allah’ın emri olan paylaşımı beğenmeyip kaldırmak ve onun yerine başka bir paylaşım şekli getirmek bid’attir.
“Bu devirde ikili birli miras mı paylaşılırmış” demek ve Allah’ın ayet ile sabit paylaşımını beğenmemek ve onun yerine konan paylaşımı beğenip ona göre mirası paylaşmak bid’attir. Bunu getiren ve onu kabul edip ona göre paylaşanlar ehl-i bid’at olanlardır. İşte bunların namazları, oruçları, hacları, cihadları, tövbeleri kabul olmaz. Hamurun içinden kılın çıkması gibi dinden çıkarlar. Bunlara ehl-i bid’at denmesinin sebebi bu kişilerin namaz kılıp oruç tutmaya devam etmelerinden ve hacca umreye gitmelerindendir.
Konunun yanlış anlaşılmaması için kısa bir açıklama yapmak gerekmektedir.
Bir adam Allah’ın paylaşımını kabul ettiği ve onu güzel bulduğu halde gerek nefsine yenilerek, gerek çeşitli sebeplerle mecbur kaldığı için veya yanlış olduğunu kabul ederek Allah’ın emri dışında bir paylaşım yapsa o zaman bu kişi küfre girmez. Belki günaha girmiş olur. Eğer bir de bu işi ona zorla yaptırdılarsa inşallah günaha da girmez. Bu diğer bütün bid’atler için de geçerlidir.

İkinci bir misal; Allah cc ayet ile sabittir ki “hırsızın elini kesin” diyor. Elbette her hırsızın eli kesilmez. Bunun da şartları vardır. Ancak fıkıhta belirtilen şartlar oluşunca hırsızın elinin kesilmesi ayet ile sabit olan Allah’ın bir emridir.
Maide 38
“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah tan caydırıcı bir müeyyide(yaptırım) olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin”

Konu ile ilgili bir hadis şöyledir:
Hz. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm döneminde asil bir haneye mensup bir kadının hırsızlık yaptığı ortaya çıkar. Kadının yakınları, Peygamber Efendimizin Aleyhissalâtu Vesselâm en sevdiği kişilerden olan Üsame b. Zeyd’i cezanın hafifletilmesi için aracı olarak gönderirler. Hz. Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm teklifle karşılaşınca kıpkırmızı olur ve şöyle der: “Sizden öncekileri helak eden şeylerden biri şuydu: Onlardan zayıf biri suç işleyince cezası tam uygulanır, kuvvetli biri suç işleyince geçiştirilirdi. Vallahi, kızım Fatıma da hırsızlık yapmış olsa, tereddütsüz elini kestirirdim.” (Tirmizi, Hudud, 6)

Şimdi “Bu devirde hırsızın eli mi kesilir” diyerek dinimizdeki bu ayet ile ve peygamberimizin Aleyhissalâtu Vesselâm uygulaması ile sabit olan bu hükmü kaldırıp yerine başka bir ceza getirmek bid’attir. Bunu getiren ehl-i bid’at olduğu gibi bunu benimseyen ve bunu doğru kabul edenler de ehl-i bid’at olanlardır.
Bir de günümüzde “dinimizde el kesmek diye bir şey yoktur” diyen kötü alimler çıkmıştır. El kesilmeyecekmiş te çizilecekmiş(!). İşte bunlar bid’atlere revaç veren kötü alimlerdir.
Bunlar o kadar kötüdürler ki peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm ahir zamanda onların geleceklerini haber vermiş, bizi onlara karşı ikaz etmiş ve onların gök kubbenin altındaki en kötü alimler olduklarını haber vermiştir. Bunlar bahsimizden hariçtirler. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle buyurmuştur:
“Ümmetim, kötü âlimler, cahil abidler yüzünden helak olur.” Darimi

İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, Kur’an’ın resmi (vitrinlerdeki görüntüsü) ve İslâm’ın (kimlik cüzdanındaki) ismi kalacak. O zamanın din âlimleri (kendi görüş ve yaşantılarına göre fetva verenler) gök kubbenin altındaki din adamlarının en şerleri (sapıkları) olacak. Fitne onlardan çıkacak ve sonuçta yine onlara dönecek.” Hâkim - Deylemî

Üçüncü bir örnek: Kadınların tesettürü ayet ile sabit bir farzdır. Bu tesettürün nasıl olacağı fıkıh kitaplarında uzun uzun anlatılmış ve bütün ümmetin hanımları tarafından bin yılı aşkın bir zaman tatbik edilmiştir. Şimdi bu tesettürü kaldırmak ve tesettüre zıt kıyafetler getirmek bid’attir.

Bu üç örneğe haksız adam öldürene verilen ve ayet ile sabit olan kısas cezasını kaldırıp yerine başka bir ceza konulmasını, Allah’ın ayet ile sabit evlenme ve boşanma ile ilgili hükümlerini beğenmeyip kaldırıp yerine başka hükümlerin getirilmesini, dinimizde kız ve erkek çocukların ayrı ayrı eğitim görmesini kaldırıp karışık eğitim getirilmesini, mahkemelerde Allah’ın hükümlerine göre hüküm verilmesini kaldırıp başka hükümler getirlimesini ve hakeza kıyas ediniz. Sadece ayet ile sabit olan ve kaldırılan farzları ve yerine konulan bid’atleri düşünürseniz nasıl da her tarafın kötü olan bid’atler ile dolu olduğunu görürsünüz.
Faiz haramdır. Dolayısyla faiz ile işleyen müesseseler bid’attir.
Zina yasaktır. Dolayısıyla açılan fuhuşhaneler bid’attir.
Kadınların pek çok çalgıcının önüne çıkıp şarkılar söylemesi ve erkeklerin bunları dinleyip keyf etmesi bid’attir.
Dinimizde meşru dairede eğlenmek ve düğün merasimi yapmak caizdir. Kadınlar ayrı erkekler ayrı olarak haram olmayan şekilde eğlenirler. Bu tarzı kaldırıp dinimizin yasak ettiği şekilde kadın erkek karışık eğlenmek, kadın erkek birbirine sarılarak dans etmek,  beraber çalıp oynamak bid’attir.
Kurban kesmek vaciptir. Ve hangi hayvanlardan kurban kesileceği bellidir. Tavuk ta kurban olur demek ve kurban olarak tavuk kesmek bid’attir. Ve hakeza…


SÜNNETLER İLE İLGİLİ BİD’ATLER

İbadete ait bir sünneti kaldırmak veya değiştirmek ve yerine başka bir şey koymak kötü bir bid’attir.
Mesela; ezan şeaire taalluk eden bir sünnettir. Bunun aslını değiştirmek ve başka her ne şekilde olursa olsun okumak kötü olan bir bid’attir. Bunu yapana da ve bunu güzel görene de ehl-i bid'at denir. Bu da ateşte olan bir bid’attir.
Mesela: namazların arkasından 33 sübhanallah, 33 elhamdülillah, 33 Allahuekber demek sünnettir. Bu rakamları mesela 50 yapsan veya bunları kaldırıp yerine mesela 100 defa ihlas okusan bid’at olur. Çünkü ibadete taalluk eden mevcut bir sünneti kaldırdın ve değiştirdin. Ancak sünnet olan tesbihatı yaptıktan sonra istediğin kadar ihlas okuyabilirsin, bu bid’at olmaz.
Demek ibadete ve şeaire taalluk eden sünnetleri kaldırmak veya şeklini değiştirmek ve yerine başka bir şey getirmek bid’attir.

Ancak ibadete taalluk etmeyen ve adab tabir edilen sünnetleri yapmamak veya ondan farklı bir şey yapmak bid’at olmaz.
Mesela: Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm eli ile yemek yerdi. Sen kaşık ile yersen bid’at olmaz. Çünkü bu ibadete taalluk etmeyen adab tabir edilen bir sünnettir.
Mesela: Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bir yerden bir yere deve ile giderdi. Şimdi senin araba ile gitmen bid’at olmaz. Zira bu ibadete taalluk eden bir sünnet değildir.
Ancak yanlış anlama! Zira bizim konumuz bid’at olduğu için konuya bid’at açısından bakıyoruz. Yoksa adab tabir edilen yeme içme, yatıp kalkma, ve içtimai hayata ait sünnetlere de ne kadar uyulursa o kadar sevap kazanılır ve güzel olur. Fakat onlara uyulmadığı ve başka şekilde hareket edildiği zaman bid’at olmaz.
Mesela: Peygamberimiz sav kılıç ve ok ile cihad ederdi. Şimdi cihad yaparken günümüz silahlarını kullanmak bid’at olmaz.

Bir de din ile alakası olmayan şeyler vardır. Onlara zaten bid’at denmez.
Mesela; Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm zamanında mescid kandil ile aydınlatılırdı. Şimdi lambaların kullanılması, kalorifer ile ısıtılması bid’at olmaz. Uçağa binmek, bilgisayar kullanmak, telefon kullanmak ta böyledir.

Netice olarak:
1. Dinde sabit olan bir farz veya vacibi kaldırıp yerine başka bir şey getirmek veya o farz veya vacibi değiştirmek bid’attir. Bunu getiren kişi de, bu bid’ati güzel kabul edip yapanlar da ehl-i bid’attirler. İşte bu kişilerin namazları oruçları, hacları, zekatları, tövbeleri kabul olmaz ve hamurun içinden kılın çıkması gibi dinden çıkarlar. Hâlbuki bu kişiler namaz kılıp oruç ta tutuyor olabilirler.
2. Şeaire ve ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmak veya değiştirmek ve yerine başka bir şey getirmek kötü olan bir bid’attir.
3. Kitap ve sünnete zıt olmamak, bir farz, vacip veya ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmamak veya değiştirmemek şartı ile hatta asılları kitapta olmak şartı ile yapılan yeni ibadet tarzlarına bid’at denilmez.
Mesela: sünnette olmayan, namazların arkasından cemaatin toplu tesbihat yapması gibi. Bu tarz tesbihat önceden olmasa da yapılanın aslı kitapta ve sünnette vardır. Dolayısıyla buna bid’at denmez, dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer.
Mesela; bir adam her namazın arkasından sünnet olan tesbihatları yaptıktan sonra 100 ihlas okusa buna bid’at denmez. Bid’at dense bile bid’at-ı haseneye girer. Çünkü ihlas okumak dinimizde vardır. Tarikatlardaki asılları kitap ve sünnette olan zikir ve tesbihatlar da böyledir. Bazı camilerde farz namazdan önce üç ihlas bir fatiha okunması da böyledir. 

Her tarikatın kendi meşrebine göre ayrı ayrı tarz ve şekilde virdleri, zikir ve tesbihleri vardır. Bu zikirlerin asılları Kitab ve sünnetten alınmak şartıyla ve sünnete aykırı olmamak ve bütün bütün sünneti değiştirmemek kaydıyla bid'at değildirler. Bu çeşit uygulamaya bazı âlimler, bid'at demiş olsalar da, 'bid'at-i hasene' adını vermişlerdir
4. Dinimizle ilgisi olmayan yeni şeylere bid’at denmez.
Mesela; Arabaya binmek, bilgisayar, telefon kullanmak, günümüz silahlarını kullanmak gibi.

Demek yeni ortaya konan bir şey hakkında hüküm verebilmek için önce o şeyin dinimizdeki bir farzı, bir vacibi, ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmış mı, yerini ve şeklini değiştirmiş mi, veya dinimizde yasaklanmış olan bir şey midir bakmak lazımdır.
                                         
Şimdi elimize bu ölçüyü alalım ve günümüzde bid’at olup olmadığı konusunda ihtilafa düşülen bazı örnekleri inceleyelim:

1. Günümüzde yaygın olarak mevlid okunmaktadır. Bu tarz mevlid okumak okutmak önceden yoktu.  Bu yüzden bazıları mevlid okunmasına bid’at demişlerdir.
Önce mevlidde ne yapıldığına bakalım.
Mevlid Kur’an okunarak başlanan peygamberimizi öven sözler söylenen ve arada salavatlar getirilen ve bir aşır okunup dua edilerek bitirilen bir dini merasimdir.
Şimdi buraya baktığımızda kitap ve sünnete zıt bir şey görünmüyor. Çünkü bu mevlid merasimi bir farzı kaldırmamış ve değiştirmemiş, bir vacibi kaldırmamış veya değiştirmemiş, ibadete taalluk eden bir sünneti de kaldırmış veya değiştirmiş değildir. Üstelik dinimizde yasaklanmış bir şey de içinde yoktur. Zira dinimizde Kur’an okumak ta vardır salavat getirmek te. Peygamberimizi Aleyhissalâtu Vesselâm öven şiirler de vardır dua etmek te.. Dolayısıyla bu tarz bir tören önceden dinimizde olmasa da yapılanların asılları dinimizde olduğundan bu yapılan merasime bid’at denmez, dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer. Amma bu mevlid eğer dinimizin yasakladığı şekilde kadın erkek karışık olarak yapılacak olsa o zaman bid’at olur.

2. Dinimizde karşılaştığın zaman selam vermek sünnettir. Selamın şekli de bellidir. Bu selamı kaldırıp yerine başka bir şey söylemek bid’attir.

3. Camilerde musafahalaşmak bid’at deniyor.
Bu musafahalaşmak bir farzı kaldırmış veya değiştirmiş mi? Hayır. Bir vacibi veya  ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmış veya değiştirmiş mi? Hayır. Hakkında yasak var mı ? Hayır. Musafahalaşmak dinimizde var mı ? Evet. O zaman camide bu tarz musafahalaşmak önceden olmasa bile buna bid’at denmez. Dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer. Çünkü bunun aslı yani musafahalaşmak dinimizde vardır. Ancak son zamanlarda yaygınlaşan el ile musafahalaştıktan sonra bir de kafa kafaya tokuşmak sünnette yoktur. Dolayısıyla bunu yapmak yanlıştır.

4. Adam sabaha kadar namaz kılsa bu bid’at olmaz. Çünkü namaz kılmak zaten dinimizde vardır.

5. Yakalı gömlek giymek bid’at midir, değil midir? Giysek ne olur?
Bunlar adab tabir ettiğimiz sünnet kısmına girer. Eğer kişi yakasız gömlek giymek sünnet diye yakasız gömlek giyerse sünnete ittiba etmiş ve sevap kazanmış olur. Ancak yakasız gömlek giymez de başka bir şey giyerse bu giydiği bid’at olmaz. Çünkü adab kısmına ait sünnetlere uymayan hareketlere bid’at denmez. Ancak bu kısım sünnetlere ne kadar uyulursa o kadar çok sevap kazanılır.

6. Adam tarikat mensubudur. Her gece 1000 lailaheillah, 1000 Allah diyor, 1000 salavat getiriyor. Şimdi bu bid’at midir? Elbette hayır. Çünkü bunların asılları kitap ve sünnette vardır.
7. Sigara içmek bid’at midir?
Önce ölçüye vuracağız. Sigara içmek bir farzı kaldırmış veya değiştirmiş midir? Hayır.
Bir vacip veya ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmış veya değiştirmiş midir? Hayır.
Hakkında bir yasak var mıdır? Hayır.
O zaman sigaraya bid’at denmez.
Biz bu kitabımızda olayları bid’at açısından inceliyoruz. Bu açıdan bakıldığında sigaraya bid’at denmez, ancak sigaranın sağlığa zararları ve israf açısından bakıldığında bu konuda alimlerimizin söyledikleri bahsimizden hariçtir.

Mesele bundan ibarettir. Hakkında bid’at denen veya hakkında henüz bir şey söylenmeyen yeni bir şey gördüğünüzde bunun bid’at olup olmadığını anlamak için yukarıda verdiğimiz ölçüleri kullanmak yeterlidir. Mâlesef günümüzde bu ölçüler bilinmediğinden herkes kendi kafasına göre bir şeylere bid’at demektedir.

NETİCE:
Netice olarak kişiyi dinden çıkaran, kıldığı namazı, tuttuğu orucu, yaptığı haccı ve diğer ibadetlerini yok eden koca koca bid’atleri hiç görmeyip, tesbih bid’a, mevlid bid’a, namazdan önce üç ihlas okumak bid’a, yakalı gömlek bid’a, kaşık kullanmak bid’a, minare bid’a, minber bid’a, hoperlo ile ezan okumak bid’a, hoperlo ile namaz kıldırmak bid’a demek ve bid’at diye bunlarla meşgul olmak bid’at konusunu hiç bilmemek demektir.

Şimdi bu durumda, bu kadar yaygın bid’atler içinde yaşamak zorunda olan günümüz müslümanı ne yapmalıdır?
Bugün bid’atler içinde yaşamak zorunda olan bir müslüman en azından nelerin bid’at olduğunu bilmelidir. Daha sonra bu bid’atlerin yanlış olduklarını, çirkin olduklarını, dinimizin bunları red ettiğini kabul ederek bu bid’atlere de, bu bid’atleri getirip koyanlara da, onları beğenip güzel görenlere de buğz etmelidir. Yapacağının en azı budur. Kendisi de mümkün olduğu kadar bu bid’atlerden uzak kalmaya çalışmalı, eğer bilmeden veya istemeden bu bid’atlere girerse pişman olup tövbe istiğfar etmelidir.

                                                                    
Selahattin ALTINTAŞ              
                                                                                           




Namaz ile ilgili latif bir nükte…

Bismillahirrahmanirrahim.

Çokların aklına geldiği gibi benim de uzun zamandır aklıma geliyor ve beni  meşgul ediyordu; neden biz namaza durup Allah’ın huzuruna çıkınca O’nun sözlerini O’na karşı söylüyoruz? Bunda bir gariplik yok mu? O’nun sözlerini yani ayetleri O’na karşı söylemekteki hikmet ne olabilirdi?
Uzun zaman, yani yıllarca bu sorunun cevabını aradım. Nihayet hicri 1436, Rebiülevvel ayının 11 günü, günlerden Cuma ve sabah namazının farzını cemaatle kılarken bu hakikat inkişaf etti.

İnsan halife-i arz olarak, bir nevi mirac olan namaz ile, bütün kâinatı, bütün mahlûkatı ve bütün mevcudatı temsil ederek bütün alemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna çıkar.
İşte insan böyle yüksek bir vazifede, halife-i arz olarak Alemlerin Rabbinin huzuruna çıktığı zaman o yüksek huzura uygun olarak neler söyleyeceğini, neler isteyeceğini, nasıl isteyeceğini bilemez. Çünkü bu yüksek vaziyette, o yüksek huzura uygun olan şeyleri söyleyebilmek insan takatinin üzerindedir.
İşte bu yüzden Cenab-ı Hak halife-i arz olarak yarattığı kuluna, bütün alemleri temsilen huzuruna geldiği zaman neler söylemesi gerektiğini, ne istemesi ve nasıl istemesi gerektiğini Fatiha suresi ile öğretmiştir. Bu öyle bir suredir ki bir benzeri Kur’an’da da, İncil’de de, Tevrat’ta da yoktur. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm böyle buyurmuştur. Bu yüzden namazın her rekatinde Fatiha okunur ve Fatihasız namaz olmaz.
Kul “Allahuekber” diyerek bütün kâinatı, bütün mahlûkat ve bütün mevcudatı temsil ederek namaza durup Allah’ın huzuruna çıktığı zaman önce “sübhaneKE, Allahumme vebihamdiKE, vetebare kesmüKE, veteale ceddüKE, velailaheğayruKE” der. Yani KE: Sen..Sen..Sen.. diye Allah’a hitap eder.  Çünkü Allah’ın huzurundadır. Yani Onu tesbih eder, Ona hamd eder, ve “Senden başka ilah yoktur” der.
Daha sonra kovulmuş şeytandan Allah’a sığınıp besmele çeker ve fatihaya başalar. “Çok şefkatli ve çok merhametli, din gününün sahibi, alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” der. Daha sonra (bütün temsil ettiği mahlûkat ve mevcudatı kast ederek) “biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz” der. (Burada halife-i arz olduğunu gösterir ve temsil ettiği bütün mahlûkatın ibadetlerini Allah’a arz eder ve bütün onlar için Allah’tan yardım ister) Daha sonra gene bütün onları kast ederek “Bizi doğru yola ilet. O kimselerin yolu ki sen onları  nimetlendirdin. Azıp sapanların yoluna değil” der. Kendi başına da olsa cemaat ile de olsa “Ya Rabbi! Kabul et” anlamında “AMİN” der.
Kulun sözü burada biter. Bundan sonra Allah’ın cc kuluna hitabı başlar. Zira Kur’an ayetleri nerede ve ne zaman ve kimin tarafından okunursa okunsun o anda konuşan Allah’tır ve kullarına hitap etmektedir. Yani bir kişi rahleyi önüne koyup Kur’an okumaya başlasa insanlar o anda kimi dinler? O kişiyi mi, yoksa Allah’ın hitabını mı? Elbette Allah’ın hitabını dinlerler. İşte bu vaziyet namazda da geçerlidir. Fatihadan sonra ister imam okusun isterse kişi tek başına okusun,  okunan bütün ayetler Allah’ın kuluna veya cemaate hitabıdır.
Fatiha bundan hariçtir. Çünkü fatiha Allah tarafından öğretilen ve ayet olan kulun Allah’a hitabıdır. Fatihanın dışındaki bütün ayetler Allah’ın kuluna hitabıdır.
Mesela; imam zammi sure olarak bu ayetleri okumaya başladı; “Göklerde ve yerde bulunanların hepsi Allah'ı tesbih etmiştir. O üstündür, hikmet sahibidir. Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?Yapmayacağınız şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur.
Ve kul rükua gider.
Şimdi yukarıdaki ayetleri kulun Allah’a söylediğini düşünün. Biraz garip olmaz mı? Amma bu sözleri Allah’ın kuluna veya kullarına, cemaate söylediğini düşünürsek mesele hallolmuş demektir.
İşte bu hakikat anlaşıldığı zaman:
Namaz namaz olur,
Namaz miraç olur.
Bunu anlayan kul
Halife-i Arz olur.
Evet, Fatiha suresinin bir benzeri ne Kur’an’da vardır ne İncil’de nede Tevrat’ta. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm böyle buyuruyor. Demek Fatiha farklı. Evet işte fark burada. Fatiha ayettir amma Allah’ın öğretmesi ile, kulun Allah’a hitabıdır. Fatihadan sonraki bütün ayetler ise Allah’ın kullarına hitabı.
İşte okunan Fatihadan sonraki bütün ayetler huzurunda bulunan kuluna veya kullarına olan Allah’ın hitabıdır. İmam da okusa sen tek başına da okusan böyledir. 
Yani bizler fatihadan sonra okuduğumuz bütün ayetleri biz Rabbimize karşı söylemiyoruz. Belki O kendi kelamı ile bize hitap ediyor.
Namazımızı bu hissiyatla kılmamız gerekir. Çünkü işin aslı budur. Kişi gizli okunan bir namazda bile dili ile okuduğu ayeti kulağı ile duyacak şekilde okur. Çünkü okuduğu ayet Allah’ın hitabıdır. Bu yüzden Namazda kişinin okuduğunu en az kulağı duyacak şekilde okuması fıkhi bir gerekliliktir.
                                                                                       Selahattin ALTINTAŞ

                                                                                      
   
Yazar irtibat: 0542 642 40 45                                                                                    
e-mail          : selahattin.altintas@hotmail.com
Hayatın Gerçekleri kitabı: www.hayatingercekleri2.blogspot.com



1 yorum:

  1. Bu çalışma çok güzel. Sondaki nükte mükemmel

    YanıtlaSil