ÖNSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillahirabbil
alemin. Vessalâtü Vesselamu ala Seyyidine Muhammedin ve ale elihi ve ashabihi
ecmain.
Bu
küçük kitabı yazmaya bizi sevk eden sebepler:
1.
Bid’at konusunun dinimizde çok önemli bir yere sahip olması ve bid’atler
devrinde yaşadığımız şu günlerde bu konunun net olarak anlaşılamaması.
2.
Bid’ati insanımıza anlatması ve öğretmesi gereken özellikle televizyonlarda
çıkan bazı hocaların yaptıkları açıklamalardan da anlaşıldığı üzere bid’at
konusunda yeterli, doğru ve net bir bilgiye sahip olmamaları. Onlardan pek
çoğunun bid’at bile olduğu şüpheli pek çok şeye bid’at demeleri amma, insanı
dinden çıkaran ve kişinin kıldığı namazları, tuttuğu oruçları, yaptığı haccı ve
diğer ibadetlerini yok eden asıl bid’atlerden ise hiç bahsetmemeleri.
3.
Bid’at ile ilgili yazılmış bazı kitapları incelediğimizde aynı fikir karışıklığının
onlarda da olması, hatta bu kitapların fikir karışıklığının artmasına katkıda bulunmaları.
4.
Bid’at konusunda net ölçülerin ortaya konmasına ve konunun net olarak
bilinmesine olan toplumumuzdaki ihtiyaç.
5.
Günümüzde peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’ın haber verdiği kötü alimlerin
çıkmış olması ve bid’atlara revaç vermeleri ve Peygamberimiz Aleyhissalâtu
Vesselam’in bid’atların böyle revaç bulduğu zamanda alimlerin ilimlerini ortaya
koymalarına olan emri.
6.
Bid’atların izalesi için gayret edenlere büyük müjdeler verilmesi.
7.
Müslümanlara olan şefkatimizdir. Çünkü peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle
buyurmuştur:
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki camilerde binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde haza mümin (bir tek imanlı kişi) bulunmayacak” Hz. İbn-i Ömer. Ramuz El Ehadis 301/5
“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki camilerde binden fazla adam namaz kılacak da içlerinde haza mümin (bir tek imanlı kişi) bulunmayacak” Hz. İbn-i Ömer. Ramuz El Ehadis 301/5
Allah-u
alem o günleri yaşamakta olduğumuzu hissetmemiz ve bu namaz kılan insanları
farkında olmadan imandan çıkaran şeyin bu bid’at meselesi olduğunu fark
etmemiz.
İşte
bu gibi sebeplerden dolayı bu küçük kitabı yazmaya koyulduk. Rabbim bu
hakikatleri anlayıp neşretmeyi nasip ettiği gibi bütün mümin ve müslüman
kardeşlerimizin de istifade etmelerini nasip etsin. Amin.
Kitabın
sonunda namaz ile ilgili latif bir nükte yazılacaktır.
Selahattin ALTINTAŞ
BİD’AT KONUSUNA GİRİŞ
Bid’at,
tarihsel süreç içinde alem-i islam içinde en önemli tartışma konularından birisi
olmuştur. Bunun pek çok sebebi vardır. Bunlardan birincisi bid’at’in kendi
arasında pek çok çeşidinin olmasındandır. Bid’atler önce kendi arasında iki ana
guruba ayrılır:
1.
İtikada ait bid’atler, 2. Amele ait bid’atler.
Bu
iki ana gurup ta kendi arasında guruplara ayrılmaktadır. Bunlardan bazıları kişinin
dinden çıkmasına sebep olurken, bazıları kişinin namaz oruç, hac gibi bütün
ibadetlerinin kabul olmasına mani olmaktadır. Bunun yanında bid’at bile
denmeyen amma bid’at dense bile güzel bid’at manasında “bid’at-ı hasene” denen
bid’atler de vardır.
Dolayısıyla
ortaya çıkan yeni bir şeyin hangi gurup bid’ate girdiği, hatta bid’at olup
olmadığı konusunda ihtilaflar çıkmıştır. Ayrı ayrı alimlerden bu konuda farklı
farklı açıklamalar gelmiş, bu farklılık yazılan kitaplara da yansımıştır.
Günümüzde
ise tam bir kargaşa ve fikir karışıklığı mevcuttur. Farklı alimler farklı
şeylere bid’at demekte ve bu konuda tam bir fikir birliği sağlanamamaktadır.
İşte
bu kitabımız ile bu fikir karışıklığını gidermeyi en azından ana hatları ile
bid’atlerin neler olduğunu ortaya koymayı hedefliyoruz. Kitabımızda nelerin
bid’at olup nelerin bid’at olmadığını sıralamak yerine yeni ortaya çıkan bir
şeyin bid’at olup olmadığını anlamak için ölçü vermeyi tercih edeceğiz.
BİD’AT NEDİR?
Bid’atin
tarifi konusunda daha önceki bazı alimlerin ne dediklerine bakalım.
İbn
el-Esîr’e göre bid’at; dinde inanç, ibadet, hüküm ya da kanun açısından,
önceden bir benzeri geçmeyecek şekilde ortaya atılan iştir.
Sünnetin
içermediği, kısacası dinin espirisine, maksat ve amaçlarına aykırı olan her şey
bid’attır.
Curcânî’de
biraz daha değişik bir biçimde görmekteyiz: Sünnete aykırı bir davranış olan
bid’at, sahabe ve tâbiûnun yapmadığı ve şer’î bir delilin de gerektirmediği,
sonradan ortaya atılan bir iştir.
Bid’at,
Ebû Saîd el- Hâdimî’ye göre, Rasûlullah’ın döneminde olmayıpta sonradan ortaya
atılanlardır.
Âlimlerin,
bid’at kavramına ve onun delâlet ettiği kapsama bakış açılarının farklı
olmasındandır ki, tanımlar çeşitlilik göstermektedir. Kimileri onun kapsamını
geniş tutmuş, hatta sonradan çıkan her şeyi bid’at saymışlar; kimileri de
kapsamı dar tutmuşlardır.
Bid’atı
geniş kapsamlı olarak kabul eden âlimler, Hz. Peygamber’in bid’atı reddeden
hadisleriyle, bu dönemde günlük yaşama girmesi zorunlu bulunan yenilikleri
bağdaştırmanın tek yolu olarak, bid’atı, yapılmasında sakınca bulunmayan iyi
bid’at ile yapılması yasaklanan kötü bid’at olarak ayırmayı uygun bulmuşlardır.
Dar
kapsamlı tanımlayanlara göre ise, dinle ilgisi olmayan ve dini mahiyeti de
bulunmayan şeyler bid’at sayılmaz. Bu bakımdan, örf ve âdet türünden olan
davranışlar, bid’at kavramının dışında kalır.
Bid’atın kapsamının dini konularla
sınırlı olduğu hususunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir. Bu nedenle inanç ve ibadet hayatının dışında kalan
yenilikler, bid’at kavramının kapsamına girmez.
Mesela:
Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm bir yerden bir yere deve ile giderdi.
Şimdi araba veya uçak ile gitmek bid’at olmaz.
Bid’at, dinden olmayan bir şeyi ortaya
atıp, onu, kulu Allah’a yaklaştıran bir uygulama gibi, dinin bir parçası haline
getirmektir. Ortaya atılan bir şey,
eğer dinin bir parçası durumuna getirilmez, dini bir uygulama olarak kabul
edilmezse, insanı dalâlete götüren merdûd bid’at kategorisinde
değerlendirilemez.
Bid’at
ile ilgili bu güne kadar bu tarz pek çok
farlı tarifler ve izahlar müçtehidler ve büyük alimlerimiz tarafından
yapılmıştır. Bu tariflere göre ortak ve kısa bir tarif yapacak olursak bid’ati şöyle
tarif edebiliriz:
Bid’at: Dinde olmayan, kitap ve sünnete
uymayan ve dine sonradan sokulan şeylerdir.
Cenab-ı
Hak Maide Suresi 3.ayetinde şöyle buyurmuştur:
Bugün
sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni'metimi tamamladım. Sizin
için dîn olarak İslâm'dan razı oldum.
Dolayısyla
dinimiz kemâlini bulduğundan, yani onda bir eksiklik veya bir fazlalık olmadığından
yeni ekleme veya çıkartmalara ihtiyacı yoktur. Buna rağmen dinimizde mevcut
olan bazı şeyleri güya beğenmeyip kaldırmak yada güya eksik görüp tamamlamak
için ona yeni birşeyler eklemek bid’attır. Bu eksiltme veya eklemeye bid’at
denmiştir ki şiddetle bu hareketler reddedilmiştir. Peygamberimiz Aleyhissalâtu
Vesselâm’dan bu konuda pek çok hadisler nakledilmiştir.
İşte
birkaç örnek:
“Bid'atlerden
sakının. Zira her bid’at dalalettir. Ve her dalalette ateştedir” İbn-i Asakir
“Her
yeni şey bid’attir, her bid’at dalâlettir ve her dalâlet de ateştedir” Lalekai Şerhu
usulu’s sünne:1.c.84.s
”Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun” Hz. Muaz (r.a.) Ramuz El Ehadis 54/9
”Ümmetim arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine Allah'ın laneti olsun” Hz. Muaz (r.a.) Ramuz El Ehadis 54/9
“Bir
bid'at sahibi öldüğünde islâmda bir fetih vuku bulmuş gibi olur” Hz. Enes
(r.a.) Ramuz El Ehadis 62/14
“Allahü teâlâ, bid'at ehlinin ne duasını ne zekatını
ne haccını, ne namazını, ne de sadakasını kabul eder, yağdan kıl çıkar gibi
dinden çıkar” Deylemi
“Kim
de bir bid'at icat ederek onunla amel edilmesine sebep olursa, o bid'at ile
amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiçbir şey eksiltmeden onların
günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır." (İbn Mâce, Mukaddime, 15)
“Allah, bid'at sahibinin amelini, bid'atini
bırakıncaya kadar kabul etmez.” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 6/5
“Bir
kimse ümmetime hiyanet ederse Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti
onun üzerine olsun. Dediler ki: "Ya Resulallah hiyanet nedir?"
Buyurdu ki: "İnsanlara bid’at icad etmek ve onunla amel etmektir.” Hz.
Enes (r.a.) Ramuz El Ehadis 431/10
“Bir
kimse ümmetime, ya bir sünnet ifası veya bid'atın izalesi için bir hadis ulaştırırsa
onun makamı Cennettir” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 398/13
“İnsanlar
üzerine bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kur'an okur, ibadete çalışırlar ve
ehli bid'atle de meşgul olurlar. Lakin
bilmedikleri cihetten müşrik olurlar ve okumalarına ve ilimlerine bedel
rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar, kör deccalin avanesi
olacaklardır” Hz. İbni Mes'ud (r.a) Ramuz El Ehadis 504/3
“Bid'at
ehli, Cehennem ehlinin köpekleridir” Hz. Ebû Ümâme (r.a.) Ramuz el Ehadis 155/4
“Bid'atler
yayıldığı ve bu ümmetin sonra gelenleri öncekilere lanet ettiği zaman, kendinde
ilim olanlar onu yaysın. Zira böyle zamanda ilmini gizleyen kimse, Allah'ın
Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm 'a indirdiğini gizleyen kimse gibidir” Hz. Muaz
(r.a.) amuz El Ehadis 54/8
“Bir
kimse bid’at sahibinden buğz ederek yüz çevirirse, Allah onun kalbini korkudan
emin kılar ve imanla doldurur. Kim bid'at sahibine sert muamele ederse, Allah
Teala onu en büyük korku gününde emin kılar. Kim bid'at sahibini hakir ve zelil
görürse, Allah onu Cennette yüz derece yükseltir. Kim de bid'at sahibine selam
verir veya ona beşaretle mülaki olursa ve onu sevindirici şeyle karşılarsa,
Muhammed Aleyhissalâtu Vesselâm’a indirileni istihfaf etmiş olur” Hz. İbni Ömer
(r.a) Ramuz El Ehadis 406/11
“Bir
kimse bir sahibi bid'atı ağırlarsa İslamın yıkılmasına yardım etmiş olur” Hz.
İbni Abbas (r.a) Ramuz el Ehadis 446/7
“İnsanlar
üzerine öyle bir zaman gelecek ki, camilerde onlardan binden fazla adam namaz
kılacak da içlerinde hâzâ mümin (bir tek imanı olan) bulunmayacak” Hz. İbni
Ömer. Ramuz El Ehadis 301/5
Evet,
Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm’in bid’at ile ilgili yukarıda yazdığımız
hadislerinden de anlaşılacağı üzere bid’at konusu her bir müslümanı
ilgilendiren ve “Beni ilgilendirmez,
bilmesem de olur” diyebileceği bir konu değildir. Özellikle hemen her şeyin
bid’at olduğu günümüzde namazlarımızın, oruçlarımızın, nice zahmetlerle
yaptığımız haccın ve diğer ibadetlerimizin silinip gitmemesi ve ahretimizin de
tehlikeye düşmemesi için bid’at konusunu çok iyi bilmemiz gerekmektedir.
İşte
bu kitapçık bunun için yazılmıştır. Çünkü peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle
buyurmuştur:
“Ümmetim
arasında bid'atler zuhur ettiğinde ve ashabım hakkında kötü sözler
söylendiğinde, alim ilmini açığa çıkarsın. Eğer böyle yapmazsa onun üzerine
Allah'ın laneti olsun” Hz. Muaz (r.a.) Ramuz El Ehadis 54/9
Ayrıca
peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle bir müjde de vermiştir:
“Bir
kimse ümmetime, ya bir sünnet ifası veya bid'atın izalesi için bir hadis
ulaştırırsa onun makamı Cennettir” Hz. İbni Abbas (r.a) Ramuz El Ehadis 398/13
Cenab-ı
Hak bizlere bu müjdeye nail olabilmeyi nasip etsin.
Mademki
bid’atların yaygın olduğu zaman ilmi ortaya koymak ve insanları ona karşı
uyarmak bir emr-i peygamberidir. Ve bunu yapanlara büyük müjdeler vardır. O
zaman bu emre uymak ve bu müjdelere nail olabilmek için elimizden geleni
yapmalıyız.
Belki
günümüzde insanlık tarihinde bu güne kadar olmamış şekilde bid’atler
yaşanmaktadır. Bu bid’atleri fark edip müslümanlara anlatması gereken önde
gelen, özellikle televizyonlarda çıkan bazı hocaların asıl bid’atlerden hiç
bahsetmedikleri görülmektedir. Günümüzde çok meşhur olan hocaların bir kısmı
hoperlo ile ezan okumak bid’at, hoperlo ile namaz kıldırmak bid’at, namazdan
önce üç ihlas okumak bid’at, camide musafahalaşmak bid’at demekte; bazı
hocalarımız minare bid’at, mevlid okumak bid’at, tespih çekmek bid’at, minber
bid’at demekte; bazıları namaza dil ile niyet etmek bid’at, sigara bid’at,
düğün davetine gitmemek bid’at demektedirler. Ve buna benzer pek çok şeye
bid’at deyip asıl bid’atlerden hiç bahsetmemektedirler. Bu konu ile ilgili
yazılmış pek çok kitabı da incelediğimizde aynı şeyleri görmekteyiz. O
kitaplarda da yukarıda bahsettiğimiz şeylere ve benzerlerine bid’at denmektedir.
İleride bahsedeceğimiz üzere insanı dinden çıkaran, namazını orucunu ve diğer
bütün ibadetlerini sildiren bid’atlerden bahseden nerede ise hiç yoktur.
İnsanlara
bu hassas konuyu anlatacak bazı alimlerin ve toplumu bu konuda aydınlatmak için
yazılmış olan kitapların genel olarak durumu bu olunca ister istemez toplumda
bu konu hakkında kafalar karışmış ve neyin bid’at olduğu ve neyin bid’at
olmadığı bilinemez hale gelmiştir. Hatta birinin bid’at dediğine bir diğeri “o
bid’at değildir” demiş. Diğerinin “bid’at değildir” dediğine diğeri “bid’attir”
demiştir. Elbette bu konunun net bir şekilde ortaya konamaması, alimlerin de
genel olarak kendi aralarında bu konuda ittifak edememelerinin neticesinde bu
günkü karışık vaziyet ortaya çıkmıştır. Toplum tarafından yakinen tanınan bazı
alimler yukarıda yazdığımız gibi pek çok şeylere bid’at derken asıl müslümanı
dinden çıkaran veya namazını orucunu ve bütün ibadetlerini iptal ettiren
bid’atlerden nerede ise hiç bahsetmemişlerdir.
İşte
bu kitabımızda bu fikir karışıklığını gidermek, asıl bid’atlerin ne olduklarını
ortaya koymak hedefimiz olacaktır. Kişiyi dinden çıkaran, kıldığı namazları,
tuttuğu oruçları, yaptığı haccı ve diğer bütün ibadetlerini yok eden
bid’atlerin neler olduklarını örnekleri ile ortaya koyup daha sonra da kişinin diğer
karşılaştığı yeni şeylerin bid’at olup olmadıklarını anlaması için ölçüler
verilecektir.
Şimdi bid’atin yeniden tarifini yaparak
konuya girelim.
Bid’at:
dinde mevcut olan bir şeyi kaldırmak veya değiştirmek ve yerine yeni bir şey
koymaktır. Konan o yeni şey bid’attir. Onu koyana da ehl-i bid’at denir. Eğer
bir kişi o yeni konan bid’ati beğenir ve onunla bilerek ve isteyerek amel
ederse o da ehl-i bid’at olur.
Ancak
burada bir parantez açmamız gerekmektedir. Zira
dinimizde mevcut olan şeylerin mertebeleri vardır. Dinimizde olan şeylerin
bir kısmı farz, bir kısmı vacip ve bir kısmı da sünnettir. Dolayısıyla
kaldırılıp veya değiştirilip yerine yeni konan şeye göre bid’atin kötülükteki
mertebesi de değişmektedir. Belki de bid’at konusunun anlaşılamamasının ve bu
konuda fikirlerin karışmasının bir sebebi de budur. Çünkü bazı bid’atler kişiyi
dinden çıkarıp namazını orucunu ve diğer ibadetlerini ibtal ederken bir kısmı
sevaptan mahrum kalmaya sebeptir. Hatta bid’at denen nice şeyler vardır ki
aslında onlar bid’at te değildirler. Bu yüzden bazı alimler bid’ati “Bid’at-i
hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlardır.
Hz. Ömer (r.a), Mescid-i Nebevi'de
teravih namazını cemaatle kılanları görünce, "Bu ne güzel bir
bid'attır" diyerek teşvik etmiş ve bid'at-ı haseneyi belirtmiştir.( o
güne kadar teravih namazı cemaat ile kılınmıyordu) (Buhârî, Teravih, 1)
Şimdi
dinimizde olan şeylere kısaca bir göz atalım.
Dinimizde
farzlar ve haramlar vardır. Bunlar dinimizin esaslarını teşkil ederler.
Muhkemattırlar ve değiştirilemezler. Bütün müçtehidler bu konuda ittifak
halindedirler. Ayrıca vacipler ve sünnetler vardır. Sünnetler de iki kısımdır.
1. İbadete
taalluk eden ve nafile olarak tabir edilen sünnetler. Ayrıca bu sünnetlerin içinde
şeair olan sünnetler de vardır.
2. İbadete
taalluk etmeyen ve fıtri ahval ve içtimai hayata ait sünnetler. Bunlara adap ta
denir. Yemek içmek, yatıp kalkmak, diğer insanlarla olan ilişkiler gibi.
Mesela:
Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm yer sofrasında ve eli ile yemek yerdi. Bu
adaba ait bir sünnettir. Kişi eğer bu sünnete uyarsa adabını ibadete çevirmiş
ve sünnetten hissesini artırmış ve sevap kazanmış olur. Ancak bir kişi kaşık
ile ve masada yemek yerse bu kişi sünnete muhalefet etmiş ve bid’at işlemiş
olmaz. Zira sünnetin adab kısmına
uyulmadığı zaman buna bid’at denmez. Ancak bu kişi bu sünneti yerine
getirmediği için bu sevaptan mahrum kalır.
Bu
konuda şöyle denmiştir:
Âdab tabir edilen fıtri ahvale ait bid'at, sevap beklenilmeden, dünyevi
ihtiyaçtan kaynaklanan şeyleri yapmaktı .
Âdette bid'at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse
günah olmaz. Âdette olan bid'at, ceket, pardesü giymek, çay ve kahve içmek gibi
dinin yasak etmediği bir şey ise, günah değildir. Peygamber efendimizin Aleyhissalâtu
Vesselâm mısırdan bir papazın gönderdiği ayakkabıyı ve Rum diyarından gelen
cübbeyi giydiği hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Tirmizi)
Ancak burada belirtmek gerekir ki ehl-i kitaba ve
diğer kâfirlere mahsus şiar olan kıyafetleri giymek bid’attir. Ayrıca kişi
onlara benzemek için onların giydiği kıyafetlerden giyerse o da onlardan olur.
Fen ve fen bilgileri dinde bid'at
değildir. (İlim Çin’de de olsa alın! Fen ve sanat, müminin kaybettiği
malıdır. Nerede bulursa alsın) hadis-i şerifleri, kâfirlere uymayı değil,
fenni onlarda bile olsa, arayıp bulmayı emrediyor. (Mevduat-ül-ulum)
Bütün
bunlardan anlaşılacağı üzere bid’atin pek çok çeşitleri vardır ve kötülükte de
dereceleri farklı farklıdır. Dolayısıyla hangi hareketler bid’ata dahildir,
hangileri kişiyi sevaptan mahrum bırakır, hangileri bi’dat değildir veya
hangileri kişinin namazının orucunun, haccının, zekatının kabul olmasına
manidir, ayırmak gerekir. Bu konuda
farklı fikirler ve farklı yorumlar ortaya konmuştur. Bu yüzden bid’at konusu
net bir şekilde anlaşılamamıştır. Bu konu bu kadar geniş ve çok farklı
boyutlara sahip olduğundan her bir hareketin bid’at olup olmadığını ortaya
koymak elbette mümkün olmayacaktır. Ancak en azından ana hatları ile ve
herkesin bilmesi gereken kısmını ortaya koymak mümkündür.
ÖYLEYSE
KİŞİNİN NAMAZINI ORUCUNU, HACCINI VE DİĞER İBADETLERİNİ YOK EDEN VE DİNDEN
ÇIKMASINA SEBEP OLAN BİD’ATLER HANGİLERİDİR?
Bunlar Bid’at-ı seyyie olanlardır.
Kötü bid’at; Dinimizde farz veya vacip
olan bir şeyin değiştirilmesine veya kaldırılıp onun yerine başka bir şeyin
getirilmesine ve tatbik edilmesine denir.
Ayrıca İbadete taalluk eden veya şeair
olan sünnetlerin de değiştirilmeleri veya kaldırılıp yerlerine başka şeylerin
getirilmesi bid’attir.
Mesela;
Mirasın dinimizde nasıl dağıtılacağı ayet ile sabittir. Mirasta annenin babanın
payları vardır. Kadının veya kocanın payları, erkek ve kız kardeşlerin payları
ayet ile tespit edilmiştir. Mesela, Nisa Suresi 7. Ayetinde Rabbimiz şöyle
buyuruyor:
“Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında
erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların
bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir
hissedir”
Nisa Suresi 11.
“Allah
size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı
kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır.
Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur…..ila ahiril ayet.”
“İşte
bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve onun resulüne itaat ederse Allah
onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar.
İşte bu, en büyük başarıdır. Kim de Allah'a ve onun resulüne isyan eder,
Allah’ın sınırlarını da aşarsa, Allah onu, içinde sürekli kalıcı olarak ateşe
sokar. Artık onun için yere batırıcı bir azap vardır” Nisa / 13-14
İşte bu ayet ile sabit Allah’ın emri
olan paylaşımı beğenmeyip kaldırmak ve onun yerine başka bir paylaşım şekli
getirmek bid’attir.
“Bu devirde ikili birli miras mı
paylaşılırmış” demek ve Allah’ın ayet
ile sabit paylaşımını beğenmemek ve onun yerine konan paylaşımı beğenip ona
göre mirası paylaşmak bid’attir. Bunu getiren ve onu kabul edip ona göre
paylaşanlar ehl-i bid’at olanlardır. İşte bunların namazları, oruçları,
hacları, cihadları, tövbeleri kabul olmaz. Hamurun içinden kılın çıkması gibi
dinden çıkarlar. Bunlara ehl-i bid’at denmesinin sebebi bu kişilerin namaz
kılıp oruç tutmaya devam etmelerinden ve hacca umreye gitmelerindendir.
Konunun
yanlış anlaşılmaması için kısa bir açıklama yapmak gerekmektedir.
Bir
adam Allah’ın paylaşımını kabul ettiği ve onu güzel bulduğu halde gerek nefsine
yenilerek, gerek çeşitli sebeplerle mecbur kaldığı için veya yanlış olduğunu
kabul ederek Allah’ın emri dışında bir paylaşım yapsa o zaman bu kişi küfre
girmez. Belki günaha girmiş olur. Eğer bir de bu işi ona zorla yaptırdılarsa
inşallah günaha da girmez. Bu diğer bütün bid’atler için de geçerlidir.
İkinci bir misal; Allah cc ayet ile sabittir ki “hırsızın elini kesin”
diyor. Elbette her hırsızın eli kesilmez. Bunun da şartları vardır. Ancak
fıkıhta belirtilen şartlar oluşunca hırsızın elinin kesilmesi ayet ile sabit
olan Allah’ın bir emridir.
Maide 38
“Yaptıklarına bir karşılık ve Allah tan
caydırıcı bir müeyyide(yaptırım) olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının
ellerini kesin”
Konu
ile ilgili bir hadis şöyledir:
Hz.
Peygamber Aleyhissalâtu Vesselâm döneminde asil bir haneye mensup bir kadının
hırsızlık yaptığı ortaya çıkar. Kadının yakınları, Peygamber Efendimizin
Aleyhissalâtu Vesselâm en sevdiği kişilerden olan Üsame b. Zeyd’i cezanın
hafifletilmesi için aracı olarak gönderirler. Hz. Peygamber Aleyhissalâtu
Vesselâm teklifle karşılaşınca kıpkırmızı olur ve şöyle der: “Sizden öncekileri
helak eden şeylerden biri şuydu: Onlardan zayıf biri suç işleyince cezası tam
uygulanır, kuvvetli biri suç işleyince geçiştirilirdi. Vallahi, kızım Fatıma da
hırsızlık yapmış olsa, tereddütsüz elini kestirirdim.” (Tirmizi, Hudud, 6)
Şimdi
“Bu devirde hırsızın eli mi kesilir”
diyerek dinimizdeki bu ayet ile ve peygamberimizin Aleyhissalâtu Vesselâm
uygulaması ile sabit olan bu hükmü kaldırıp yerine başka bir ceza getirmek
bid’attir. Bunu getiren ehl-i bid’at olduğu gibi bunu benimseyen ve bunu doğru
kabul edenler de ehl-i bid’at olanlardır.
Bir
de günümüzde “dinimizde el kesmek diye bir şey yoktur” diyen kötü alimler
çıkmıştır. El kesilmeyecekmiş te çizilecekmiş(!). İşte bunlar bid’atlere revaç
veren kötü alimlerdir.
Bunlar
o kadar kötüdürler ki peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm ahir zamanda onların
geleceklerini haber vermiş, bizi onlara karşı ikaz etmiş ve onların gök
kubbenin altındaki en kötü alimler olduklarını haber vermiştir. Bunlar
bahsimizden hariçtirler. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm şöyle
buyurmuştur:
“Ümmetim, kötü âlimler,
cahil abidler yüzünden helak olur.” Darimi
“İnsanların
üzerine öyle bir zaman gelecek ki, Kur’an’ın resmi (vitrinlerdeki görüntüsü) ve
İslâm’ın (kimlik cüzdanındaki) ismi kalacak. O zamanın din âlimleri (kendi
görüş ve yaşantılarına göre fetva verenler) gök kubbenin altındaki din
adamlarının en şerleri (sapıkları) olacak. Fitne onlardan çıkacak ve sonuçta
yine onlara dönecek.” Hâkim - Deylemî
Üçüncü bir örnek: Kadınların tesettürü ayet ile sabit bir farzdır. Bu
tesettürün nasıl olacağı fıkıh kitaplarında uzun uzun anlatılmış ve bütün
ümmetin hanımları tarafından bin yılı aşkın bir zaman tatbik edilmiştir. Şimdi
bu tesettürü kaldırmak ve tesettüre zıt kıyafetler getirmek bid’attir.
Bu
üç örneğe haksız adam öldürene verilen ve ayet ile sabit olan kısas cezasını
kaldırıp yerine başka bir ceza konulmasını, Allah’ın ayet ile sabit evlenme ve
boşanma ile ilgili hükümlerini beğenmeyip kaldırıp yerine başka hükümlerin
getirilmesini, dinimizde kız ve erkek çocukların ayrı ayrı eğitim görmesini
kaldırıp karışık eğitim getirilmesini, mahkemelerde Allah’ın hükümlerine göre hüküm
verilmesini kaldırıp başka hükümler getirlimesini ve hakeza kıyas ediniz.
Sadece ayet ile sabit olan ve kaldırılan farzları ve yerine konulan bid’atleri
düşünürseniz nasıl da her tarafın kötü olan bid’atler ile dolu olduğunu görürsünüz.
Faiz
haramdır. Dolayısyla faiz ile işleyen müesseseler bid’attir.
Zina
yasaktır. Dolayısıyla açılan fuhuşhaneler bid’attir.
Kadınların
pek çok çalgıcının önüne çıkıp şarkılar söylemesi ve erkeklerin bunları
dinleyip keyf etmesi bid’attir.
Dinimizde
meşru dairede eğlenmek ve düğün merasimi yapmak caizdir. Kadınlar ayrı erkekler
ayrı olarak haram olmayan şekilde eğlenirler. Bu tarzı kaldırıp dinimizin yasak
ettiği şekilde kadın erkek karışık eğlenmek, kadın erkek birbirine sarılarak
dans etmek, beraber çalıp oynamak
bid’attir.
Kurban
kesmek vaciptir. Ve hangi hayvanlardan kurban kesileceği bellidir. Tavuk ta
kurban olur demek ve kurban olarak tavuk kesmek bid’attir. Ve hakeza…
SÜNNETLER İLE İLGİLİ BİD’ATLER
İbadete ait bir sünneti kaldırmak veya
değiştirmek ve yerine başka bir şey koymak kötü bir bid’attir.
Mesela;
ezan şeaire taalluk eden bir sünnettir. Bunun aslını değiştirmek ve başka her
ne şekilde olursa olsun okumak kötü olan bir bid’attir. Bunu yapana da ve bunu
güzel görene de ehl-i bid'at denir. Bu da ateşte olan bir bid’attir.
Mesela:
namazların arkasından 33 sübhanallah, 33 elhamdülillah, 33 Allahuekber demek
sünnettir. Bu rakamları mesela 50 yapsan veya bunları kaldırıp yerine mesela
100 defa ihlas okusan bid’at olur. Çünkü ibadete taalluk eden mevcut bir
sünneti kaldırdın ve değiştirdin. Ancak sünnet olan tesbihatı yaptıktan sonra
istediğin kadar ihlas okuyabilirsin, bu bid’at olmaz.
Demek
ibadete ve şeaire taalluk eden sünnetleri kaldırmak veya şeklini değiştirmek ve
yerine başka bir şey getirmek bid’attir.
Ancak ibadete taalluk etmeyen ve adab
tabir edilen sünnetleri yapmamak veya ondan farklı bir şey yapmak bid’at olmaz.
Mesela:
Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm eli ile yemek yerdi. Sen kaşık ile yersen
bid’at olmaz. Çünkü bu ibadete taalluk etmeyen adab tabir edilen bir sünnettir.
Mesela: Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm
bir yerden bir yere deve ile giderdi. Şimdi senin araba ile gitmen bid’at
olmaz. Zira bu ibadete taalluk eden bir sünnet değildir.
Ancak
yanlış anlama! Zira bizim konumuz bid’at olduğu için konuya bid’at açısından
bakıyoruz. Yoksa adab tabir edilen yeme içme, yatıp kalkma, ve içtimai hayata
ait sünnetlere de ne kadar uyulursa o kadar sevap kazanılır ve güzel olur.
Fakat onlara uyulmadığı ve başka şekilde hareket edildiği zaman bid’at olmaz.
Mesela: Peygamberimiz sav kılıç ve ok ile
cihad ederdi. Şimdi cihad yaparken
günümüz silahlarını kullanmak bid’at olmaz.
Bir
de din ile alakası olmayan şeyler vardır. Onlara zaten bid’at denmez.
Mesela;
Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm zamanında mescid kandil ile
aydınlatılırdı. Şimdi lambaların kullanılması, kalorifer ile ısıtılması bid’at
olmaz. Uçağa binmek, bilgisayar kullanmak, telefon kullanmak ta böyledir.
Netice
olarak:
1.
Dinde sabit olan bir farz veya vacibi kaldırıp yerine başka bir şey getirmek
veya o farz veya vacibi değiştirmek bid’attir. Bunu getiren kişi de, bu bid’ati
güzel kabul edip yapanlar da ehl-i bid’attirler. İşte bu kişilerin namazları
oruçları, hacları, zekatları, tövbeleri kabul olmaz ve hamurun içinden kılın
çıkması gibi dinden çıkarlar. Hâlbuki bu kişiler namaz kılıp oruç ta tutuyor
olabilirler.
2.
Şeaire ve ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmak veya değiştirmek ve yerine
başka bir şey getirmek kötü olan bir bid’attir.
3.
Kitap ve sünnete zıt olmamak, bir farz, vacip veya ibadete taalluk eden bir
sünneti kaldırmamak veya değiştirmemek şartı ile hatta asılları kitapta olmak
şartı ile yapılan yeni ibadet tarzlarına bid’at denilmez.
Mesela:
sünnette olmayan, namazların arkasından cemaatin toplu tesbihat yapması gibi. Bu
tarz tesbihat önceden olmasa da yapılanın aslı kitapta ve sünnette vardır.
Dolayısıyla buna bid’at denmez, dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer.
Mesela;
bir adam her namazın arkasından sünnet olan tesbihatları yaptıktan sonra 100
ihlas okusa buna bid’at denmez. Bid’at dense bile bid’at-ı haseneye girer.
Çünkü ihlas okumak dinimizde vardır. Tarikatlardaki asılları kitap ve sünnette
olan zikir ve tesbihatlar da böyledir. Bazı camilerde farz namazdan önce üç
ihlas bir fatiha okunması da böyledir.
Her tarikatın kendi meşrebine göre ayrı
ayrı tarz ve şekilde virdleri, zikir ve tesbihleri vardır. Bu zikirlerin
asılları Kitab ve sünnetten alınmak şartıyla ve sünnete aykırı olmamak ve bütün
bütün sünneti değiştirmemek kaydıyla bid'at değildirler. Bu çeşit uygulamaya
bazı âlimler, bid'at demiş olsalar da, 'bid'at-i hasene' adını vermişlerdir
4.
Dinimizle ilgisi olmayan yeni şeylere bid’at denmez.
Mesela;
Arabaya binmek, bilgisayar, telefon kullanmak, günümüz silahlarını kullanmak
gibi.
Demek yeni ortaya konan bir şey hakkında
hüküm verebilmek için önce o şeyin dinimizdeki bir farzı, bir vacibi, ibadete
taalluk eden bir sünneti kaldırmış mı, yerini ve şeklini değiştirmiş mi, veya
dinimizde yasaklanmış olan bir şey midir bakmak lazımdır.
Şimdi
elimize bu ölçüyü alalım ve günümüzde bid’at olup olmadığı konusunda ihtilafa
düşülen bazı örnekleri inceleyelim:
1.
Günümüzde yaygın olarak mevlid okunmaktadır. Bu tarz mevlid okumak okutmak
önceden yoktu. Bu yüzden bazıları mevlid
okunmasına bid’at demişlerdir.
Önce
mevlidde ne yapıldığına bakalım.
Mevlid
Kur’an okunarak başlanan peygamberimizi öven sözler söylenen ve arada
salavatlar getirilen ve bir aşır okunup dua edilerek bitirilen bir dini
merasimdir.
Şimdi
buraya baktığımızda kitap ve sünnete zıt bir şey görünmüyor. Çünkü bu mevlid
merasimi bir farzı kaldırmamış ve değiştirmemiş, bir vacibi kaldırmamış veya
değiştirmemiş, ibadete taalluk eden bir sünneti de kaldırmış veya değiştirmiş
değildir. Üstelik dinimizde yasaklanmış bir şey de içinde yoktur. Zira
dinimizde Kur’an okumak ta vardır salavat getirmek te. Peygamberimizi Aleyhissalâtu
Vesselâm öven şiirler de vardır dua etmek te.. Dolayısıyla bu tarz bir tören
önceden dinimizde olmasa da yapılanların asılları dinimizde olduğundan bu
yapılan merasime bid’at denmez, dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer. Amma
bu mevlid eğer dinimizin yasakladığı şekilde kadın erkek karışık olarak
yapılacak olsa o zaman bid’at olur.
2.
Dinimizde karşılaştığın zaman selam vermek sünnettir. Selamın şekli de
bellidir. Bu selamı kaldırıp yerine başka bir şey söylemek bid’attir.
3.
Camilerde musafahalaşmak bid’at deniyor.
Bu
musafahalaşmak bir farzı kaldırmış veya değiştirmiş mi? Hayır. Bir vacibi
veya ibadete taalluk eden bir sünneti
kaldırmış veya değiştirmiş mi? Hayır. Hakkında yasak var mı ? Hayır.
Musafahalaşmak dinimizde var mı ? Evet. O zaman camide bu tarz musafahalaşmak önceden
olmasa bile buna bid’at denmez. Dense bile bid’at-ı hasene gurubuna girer.
Çünkü bunun aslı yani musafahalaşmak dinimizde vardır. Ancak son zamanlarda
yaygınlaşan el ile musafahalaştıktan sonra bir de kafa kafaya tokuşmak sünnette
yoktur. Dolayısıyla bunu yapmak yanlıştır.
4.
Adam sabaha kadar namaz kılsa bu bid’at olmaz. Çünkü namaz kılmak zaten
dinimizde vardır.
5.
Yakalı gömlek giymek bid’at midir, değil midir? Giysek ne olur?
Bunlar
adab tabir ettiğimiz sünnet kısmına girer. Eğer kişi yakasız gömlek giymek
sünnet diye yakasız gömlek giyerse sünnete ittiba etmiş ve sevap kazanmış olur.
Ancak yakasız gömlek giymez de başka bir şey giyerse bu giydiği bid’at olmaz.
Çünkü adab kısmına ait sünnetlere uymayan hareketlere bid’at denmez. Ancak bu
kısım sünnetlere ne kadar uyulursa o kadar çok sevap kazanılır.
6.
Adam tarikat mensubudur. Her gece 1000 lailaheillah, 1000 Allah diyor, 1000
salavat getiriyor. Şimdi bu bid’at midir? Elbette hayır. Çünkü bunların
asılları kitap ve sünnette vardır.
7.
Sigara içmek bid’at midir?
Önce
ölçüye vuracağız. Sigara içmek bir farzı kaldırmış veya değiştirmiş midir?
Hayır.
Bir
vacip veya ibadete taalluk eden bir sünneti kaldırmış veya değiştirmiş midir?
Hayır.
Hakkında
bir yasak var mıdır? Hayır.
O
zaman sigaraya bid’at denmez.
Biz
bu kitabımızda olayları bid’at açısından inceliyoruz. Bu açıdan bakıldığında
sigaraya bid’at denmez, ancak sigaranın sağlığa zararları ve israf açısından
bakıldığında bu konuda alimlerimizin söyledikleri bahsimizden hariçtir.
Mesele
bundan ibarettir. Hakkında bid’at denen veya hakkında henüz bir şey söylenmeyen
yeni bir şey gördüğünüzde bunun bid’at olup olmadığını anlamak için yukarıda
verdiğimiz ölçüleri kullanmak yeterlidir. Mâlesef günümüzde bu ölçüler
bilinmediğinden herkes kendi kafasına göre bir şeylere bid’at demektedir.
NETİCE:
Netice
olarak kişiyi dinden çıkaran, kıldığı namazı, tuttuğu orucu, yaptığı haccı ve
diğer ibadetlerini yok eden koca koca bid’atleri hiç görmeyip, tesbih bid’a,
mevlid bid’a, namazdan önce üç ihlas okumak bid’a, yakalı gömlek bid’a, kaşık
kullanmak bid’a, minare bid’a, minber bid’a, hoperlo ile ezan okumak bid’a,
hoperlo ile namaz kıldırmak bid’a demek ve bid’at diye bunlarla meşgul olmak
bid’at konusunu hiç bilmemek demektir.
Şimdi
bu durumda, bu kadar yaygın bid’atler içinde yaşamak zorunda olan günümüz
müslümanı ne yapmalıdır?
Bugün
bid’atler içinde yaşamak zorunda olan bir müslüman en azından nelerin bid’at
olduğunu bilmelidir. Daha sonra bu bid’atlerin yanlış olduklarını, çirkin
olduklarını, dinimizin bunları red ettiğini kabul ederek bu bid’atlere de, bu
bid’atleri getirip koyanlara da, onları beğenip güzel görenlere de buğz
etmelidir. Yapacağının en azı budur. Kendisi de mümkün olduğu kadar bu
bid’atlerden uzak kalmaya çalışmalı, eğer bilmeden veya istemeden bu bid’atlere
girerse pişman olup tövbe istiğfar etmelidir.
Selahattin
ALTINTAŞ
Namaz
ile ilgili latif bir nükte…
Bismillahirrahmanirrahim.
Çokların
aklına geldiği gibi benim de uzun zamandır aklıma geliyor ve beni meşgul ediyordu; neden biz namaza durup
Allah’ın huzuruna çıkınca O’nun sözlerini O’na karşı söylüyoruz? Bunda bir
gariplik yok mu? O’nun sözlerini yani ayetleri O’na karşı söylemekteki hikmet
ne olabilirdi?
Uzun
zaman, yani yıllarca bu sorunun cevabını aradım. Nihayet hicri 1436,
Rebiülevvel ayının 11 günü, günlerden Cuma ve sabah namazının farzını cemaatle kılarken
bu hakikat inkişaf etti.
İnsan
halife-i arz olarak, bir nevi mirac olan namaz ile, bütün kâinatı, bütün mahlûkatı
ve bütün mevcudatı temsil ederek bütün alemlerin Rabbi olan Allah’ın huzuruna
çıkar.
İşte
insan böyle yüksek bir vazifede, halife-i arz olarak Alemlerin Rabbinin
huzuruna çıktığı zaman o yüksek huzura uygun olarak neler söyleyeceğini, neler
isteyeceğini, nasıl isteyeceğini bilemez. Çünkü bu yüksek vaziyette, o yüksek
huzura uygun olan şeyleri söyleyebilmek insan takatinin üzerindedir.
İşte
bu yüzden Cenab-ı Hak halife-i arz olarak yarattığı kuluna, bütün alemleri
temsilen huzuruna geldiği zaman neler söylemesi gerektiğini, ne istemesi ve
nasıl istemesi gerektiğini Fatiha suresi ile öğretmiştir. Bu öyle bir suredir
ki bir benzeri Kur’an’da da, İncil’de de, Tevrat’ta da yoktur. Peygamberimiz
Aleyhissalâtu Vesselâm böyle buyurmuştur. Bu yüzden namazın her rekatinde Fatiha
okunur ve Fatihasız namaz olmaz.
Kul
“Allahuekber” diyerek bütün kâinatı, bütün mahlûkat ve bütün mevcudatı temsil
ederek namaza durup Allah’ın huzuruna çıktığı zaman önce “sübhaneKE, Allahumme
vebihamdiKE, vetebare kesmüKE, veteale ceddüKE, velailaheğayruKE” der. Yani KE:
Sen..Sen..Sen.. diye Allah’a hitap eder.
Çünkü Allah’ın huzurundadır. Yani Onu tesbih eder, Ona hamd eder, ve
“Senden başka ilah yoktur” der.
Daha
sonra kovulmuş şeytandan Allah’a sığınıp besmele çeker ve fatihaya başalar. “Çok şefkatli ve çok merhametli, din gününün
sahibi, alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” der. Daha sonra (bütün
temsil ettiği mahlûkat ve mevcudatı kast ederek) “biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım isteriz” der.
(Burada halife-i arz olduğunu gösterir ve temsil ettiği bütün mahlûkatın
ibadetlerini Allah’a arz eder ve bütün onlar için Allah’tan yardım ister) Daha
sonra gene bütün onları kast ederek “Bizi
doğru yola ilet. O kimselerin yolu ki sen onları nimetlendirdin. Azıp sapanların yoluna değil”
der. Kendi başına da olsa cemaat ile de olsa “Ya Rabbi! Kabul et” anlamında “AMİN”
der.
Kulun
sözü burada biter. Bundan sonra Allah’ın cc kuluna hitabı başlar. Zira Kur’an ayetleri
nerede ve ne zaman ve kimin tarafından okunursa okunsun o anda konuşan
Allah’tır ve kullarına hitap etmektedir. Yani bir kişi rahleyi önüne koyup
Kur’an okumaya başlasa insanlar o anda kimi dinler? O kişiyi mi, yoksa Allah’ın
hitabını mı? Elbette Allah’ın hitabını dinlerler. İşte bu vaziyet namazda da
geçerlidir. Fatihadan sonra ister imam okusun isterse kişi tek başına okusun, okunan bütün ayetler Allah’ın kuluna veya
cemaate hitabıdır.
Fatiha
bundan hariçtir. Çünkü fatiha Allah tarafından öğretilen ve ayet olan kulun
Allah’a hitabıdır. Fatihanın dışındaki bütün ayetler Allah’ın kuluna hitabıdır.
Mesela;
imam zammi sure olarak bu ayetleri okumaya başladı; “Göklerde ve yerde
bulunanların hepsi Allah'ı tesbih etmiştir. O üstündür, hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?Yapmayacağınız
şeyi söylemek, Allah katında büyük gazaba sebep olur.
Ve kul rükua gider.
Şimdi yukarıdaki ayetleri
kulun Allah’a söylediğini düşünün. Biraz garip olmaz mı? Amma bu sözleri
Allah’ın kuluna veya kullarına, cemaate söylediğini düşünürsek mesele hallolmuş
demektir.
İşte bu hakikat
anlaşıldığı zaman:
Namaz namaz olur,
Namaz miraç olur.
Bunu anlayan kul
Halife-i Arz olur.
Evet, Fatiha suresinin
bir benzeri ne Kur’an’da vardır ne İncil’de nede Tevrat’ta. Peygamberimiz Aleyhissalâtu Vesselâm böyle buyuruyor. Demek Fatiha farklı. Evet
işte fark burada. Fatiha ayettir amma Allah’ın öğretmesi ile, kulun Allah’a
hitabıdır. Fatihadan sonraki bütün ayetler ise Allah’ın kullarına hitabı.
İşte okunan Fatihadan
sonraki bütün ayetler huzurunda bulunan kuluna veya kullarına olan Allah’ın
hitabıdır. İmam da okusa sen tek başına da okusan böyledir.
Yani bizler fatihadan
sonra okuduğumuz bütün ayetleri biz Rabbimize karşı söylemiyoruz. Belki O kendi
kelamı ile bize hitap ediyor.
Namazımızı bu hissiyatla
kılmamız gerekir. Çünkü işin aslı budur. Kişi gizli okunan bir namazda bile dili
ile okuduğu ayeti kulağı ile duyacak şekilde okur. Çünkü okuduğu ayet Allah’ın
hitabıdır. Bu yüzden Namazda kişinin okuduğunu en az kulağı duyacak şekilde
okuması fıkhi bir gerekliliktir.
Selahattin ALTINTAŞ
Yazar irtibat: 0542 642
40 45
e-mail : selahattin.altintas@hotmail.com
Makaleleri : www.selahattinkoseyazilari.blogspot.com
Hayatın
Gerçekleri kitabı: www.hayatingercekleri2.blogspot.com